Cinsel Sağlık

Son 20 yılda cinsel yaşam kalitesi giderek artan oranda önem kazanmıştır çünkü kronik hastalıklarla beraber insan yaşamındaki artış, cinsel sağlığın korunmasını ve devamlılığını yaşam kalitesinin bir gerekliliği haline getirmiştir. İnsanlar cinsel dürtü, güç ve tercih ettikleri cinsel anlatım ve doyum açısından farklıdır. Bireyin toplumdaki ilişkileri, yaşam koşulları, içinde bulunduğu kültür ortamı, kadın veya erkek oluşu, yaşı, yaşam boyu geliştirilmiş cinsel deneyimleri bu farklılıkların belirleyicileridir.

Doğum öncesi başlayıp ömür boyu devam eden cinsellik, insanların değerleri, tutumları, davranışları, fiziksel görünümleri, inanışları, duyguları, kişilikleri, sevdikleri ve sevmedikleri şeyler ile içinde yaşadıkları toplumlara göre şekillenir. Kültürel ve ahlaki faktörlerden etkilenir; üremeyi, cinsel zevk almayı ve zevk vermeyi içerir. Bununla birlikte cinsellik, farklı boyutları olan karmaşık bir bütündür. Cinsel sorunu olan bir hastaya yaklaşım da, bu nedenle farklı bakış açılarını içinde barındırmalıdır.

Cinsel sağlık, öncelikle bireyin bir kavram olarak cinselliği anlaması ve cinselliğe yönelik kendi tutumları hakkında bir farkındalık geliştirmesidir.  Bir kişinin cinsel hayatını zorlama olmadan, mutlu olarak ve zarar görmeden sürdürebilmesidir. Bir başka ifade ile kişinin özgürce cinselliğini ifade etmesi yeteneğidir. Cinselliğin ifadesi ise cinsel ilişkilerde karşılıklı saygıya dayalı bilgilendirilmiş, eğlenceli ve güvenli bir cinsel yaşama sahip olmaktır. Olumlu bir şekilde zenginleştiricidir, zevk içerir ve kararlılığı, iletişimi ve ilişkileri geliştirir. Ayrıca cinsel sağlık, kişisel sağlığın önemli ve pozitif bir yönü olarak ele alınmaktadır.

Cinsel sağlık, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından ise şu şekilde tanımlanmıştır: “Cinsel sağlık, cinselliğin fiziksel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönlerinin kişiliği, iletişimi ve aşkı zenginleştirici etkilerinin bileşiminden oluşur. Herkesin cinsel bilgilere ulaşma ve cinsel ilişkiyi zevk için ya da üreme amacıyla yapma hakkı vardır. Cinsel bir varlık olarak insanın sadece bedensel değil; duygusal, düşünsel ve toplumsal bütünlüğünü sağlayan, kişilik gelişimi, iletişim ve sevginin paylaşımını pozitif yönde zenginleştiren ve arttıran sağlıklılık halidir”.

Kısaca cinsel sağlık, sağlıklı üremeden çok daha fazlasıdır.Cinsel sağlığın amacı sadece üreme ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarla sınırlandırılmış tıbbi bakım ve danışmanlık değil, aynı zamanda kişilik, kişisel ilişkiler ve yaşamın güçlendirilmesidir. Toplumun genel cinsel sağlığı korumak, çocuklar ve ergenlerin erişkin yaşama sağlıklı bir geçiş yapabilmelerini kolaylaştırmak nedeniyle, cinsel eğitim her geçen gün daha da önem kazanmaktadır

İlişkiler ve cinsellik, insana hem sevilmeye değer olduğu duygusunu verir, hem de aynı zamanda kadınlığın ve erkekliğin onaylanmasıdır. Buna rağmen ülkemizde cinsellikle ilgili inanışların bir çoğu abartılı, yanlı ve yanlıştır. Yapılan bilimsel çalışmalar açıkça ortaya koymaktadır ki, cinsel sorunlar insanları en fazla mutsuz eden sağlık sorunlarının başında gelmektedir ve cinsel sağlık, hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından önemlidir. Cinsel sağlığın bozulması sadece fiziksel sağlığın kesintiye uğraması ile sonuçlanmamaktadır. Gerek kadın gerekse erkekte halkalar halinde ruhsal sağlığın, ardından aile sağlığının ve sosyal sağlığın da bozulması söz konusudur. Cinsel sağlığın korunması Dünya Sağlık Örgütü tarafından bireysel temel bir hak olarak belirlenmiştir. Bir yaşam dürtüsü olarak süren insan cinsel davranışını yaşam boyu güvenli kılmak da bireylerin temel sorumluluklarındandır.

Cinsel yaşam da diğer insani etkinlikler gibi toplumsal ve kültürel etkilere açıktır. Kişinin eğilimlerinin, inanışlarının, düşüncesinde yanlış oluşmuş kavramların, cinsel işlev bozukluğunun oluşumunda ve devamında etkili olduğu bilinmektedir. Cinsel gelişim sorunları ve cinsel işlev bozuklukları (CİB), toplum sağlığı ve iyiliği açısından önemli sağlık konularıdır. Yapılan çalışmalar cinsel yaşam tarzının bütün sağlık ve iyilik halleriyle çok yakın ilişki içinde olduğunu göstermiştir.  Sorunlu cinsellik, hem kişiyi ve ilişkilerini yıpratmakta hem de kişilerin toplumdaki görevlerini aksatmalarından dolayı toplumu olumsuz etkilemektedir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için; öncelikle cinsellik hakkındaki önyargı ve mitlerden kurtulmak, kendini ve partnerini iyi tanımak ve doğru bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Bizim gibi muhafazakar toplumlarda cinselliğin yasaklanması, formel bir cinsel eğitimin olmaması, cinselliğin bir tabu olarak algılanması ve bekaretin önemsenmesi gibi etkenler; kadınlarda vajinismus ve cinsel isteksizlik, erkeklerde ise erken boşalma gibi psikojenik kökenli cinsel işlev bozukluklarının, batı toplumlarına göre daha yüksek oranlarda görülmesine yol açmaktadır.

Cinsel sağlık, sıklıkla genel sağlığın bir belirleyicisi olarak da kullanılabilmektedir. Buna rağmen  seksin genel sağlığı iyileştirici yönü çoğunlukla göz ardı edilmektedir. Hatta çoğu hekim inme, kalp krizi ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi seksin potansiyel tehlikeleri hakkında endişeler taşımaktadır. Oysa cinsellik sanıldığının aksine zarardan çok fayda sağlamakta ve seksin sağlık üzerine olan olumlu etkilerine ait sonuçlar yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaktadır. Son çalışmalar göstermektedir ki orgazm bozuklukları, öfke kontrolünde azalma ve stres katsayısında artışa yol açabilmektedir. Haz alınan, doyumlu cinsellik, sağlıklı ve egosintonik seksüel istek ve ihtiyaçlarla  ilişkiliyken, disfonksiyonel ve zevk vermeyen cinsellik anksiyöz ve depresif kaygı ve hayallerle ilişkili bulunmuştur. Gelecekte depresyon ve obsesif kompulsif bozukluk tedavilerinde cinsel dürtü uyaranlarının kullanılması planlanmaktadır.

Ülkemizde cinsel sağlık ve bireylerin yaşam kalitesini yükseltmek için aile hekimlerine oldukça önemli görevler düşmektedir. Aile hekimleri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumunda tahmin ettiklerinden çok daha fazla durumda cinsellikle ilgili alanları gündeme getirmek, hastaları ile konuşmak ve daha fazla sorumluluk üstlenmek durumundadırlar. Bunlar arasında hasta merkezli, toplum yönelimli ve biyopsikososyal yaklaşım içinde hastanın cinsel sağlığını korumak, cinselliği ifade etme yetisini geliştirmek, hastaya yardım ve rehberlik etmek yer almaktadır. Buna rağmen hekimlerin genel öykü alma sırasında cinsel alanla ilgili soru sormadıkları bilinmektedir.

Cinsel yaşama ilişkin sorunların çözümünde yalnızca tıbbi bir yaklaşım getirmek yeterli olmadığı gibi yalnızca psikolojik ya da sosyokültürel bir yaklaşım da yeterli olmayacaktır. Artık tüm dünyada kabul edilmiş olan modern tedavi yaklaşımları insanı biopsikososyal bir varlık olarak tanımlamakta ve tüm tedavi stratejilerini bireye, çifte, topluma ya da kültüre özgü biçimde bu temel saptama üzerine kurmaktadır. Kuşkusuz bu yaklaşım insan cinselliği ve cinsel yaşam sorunları için de geçerlidir.

 

Kaynaklar:

1- Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD).

2- Bozdemir N, Özcan S. Cinselliğe ve Cinsel Sağlığa Genel Bakış.

3- Özmen E. Cinsel mitler ve cinsel işlev bozuklukları.

4- Yıldırım EA. Cinsel İşlev Bozukluğu Tanımı ve Önemi.

5- Aksöyek A, Canatar T. Birinci Basamakta Cinsel Sağlığa Yaklaşım