Evlilik Terapisi

Evlilik,  genel olarak kendine özgü ya da karı- koca arasında belirlenmiş kuralları olan yasal  bir tören, formalite, kontrat veya davranış olarak olarak tarif edilir. Duygusal anlamda ise evlilik, yaşamlarınızı yan yana, el ele ve karşılıklı sevgiyle bir arada sürdürebilmek için kendinizi eşinize adamanızdır. Evlenmeye karar verdiğinizde; birbirinize destek olmak, evinizi geçindirmek, çocuk sahibi olmak,  düş kırıklıklarını hazmetmek, kazanılan zaferleri kutlamak, cinsellik, hobileriniz kısacası tüm yaşamınızda güç birliği oluşturmak için birbirinize söz vermişsiniz demektir. İki kişi evlilik yoluyla bir bütün oldukları zaman, bu birleşme aşk, şefkat, güç ve zevk dolu yaşamlarının gücüne kaynak oluşturur. Bazen de bunun tam tersi olur. Çift anlaşamadığı zaman, çok büyük bir enerji açığa çıkar ve bu enerjiyi birbirlerini incitmek için kullanabilirler. İletişimsizliğin yarattığı enerji, yaşamınızı kısıtlayabilir, moralinizi bozabilir, ya da anlaşmazlığa ve nefrete neden olabilir.

Evlilik terapisi ise  birbiriyle çatışmada olan eşlerin etkileşimini değiştirmek için düzenlenmiş bir psikoterapi biçimidir. Evlilik terapisinde, terapist, çiftle terapötik bir anlaşma yaparak belirli terapi teknikleri aracılığı ile rahatsızlığı azaltmaya, uyumu bozan davranış biçimlerini tersine çevirmeye ya da değiştirmeye, kişilik olgunlaşmasını ve gelişimini sağlamaya çalışır. Evlilik terapisi hiçbir evliliğin devamı güvencesini vermez. Gerçekten de belli bazı durumlarda eşlere bitirilmesi gereken, sürdürülemez bir birliktelik içinde olduklarını gösterebilir. Bu durumlarda çift zor olan ayrılma ve boşanma süreciyle çalışmak için terapistle görüşmeye devam edebilir. Buna boşanma terapisi denmiştir. Pratikte kadınların ekonomik durumlarının iyi olması boşanmayı daha kolay dillendirmelerine yol açmıştır. Çocuk sayısının azlığı veya hiç çocuk olmaması da boşanma konusunun daha kolay gündeme gelmesini sağlamıştır

Evlilikte mutluluk, doyum ve beklentilerin gerçekleşmesi, ancak karşılıklı uyum ile mümkündür. Dolayısı ile  de karşılıklı etkileşen, evlilik ve aileyi ilgilendiren konularda fikir birliği yapabilen ve sorunlarını olumlu bir şekilde çözebilen çiftlerin evliliği uyumlu bir evlilik olarak tanımlanır. Sonuç olarak evlilik krizi nedeniyle psikolojik yardım için başvuran eşlerin uyumlarını etkileyen sorunların saptanarak, terapi sürecinde bu sorunlar üzerinde durulması önemlidir. Eşler arasındaki etkileşimin ve uyumun artması evlilik doyumunu da arttıracaktır.

ENDİKASYONLAR:

Bireysel terapi, evlilikle ilgili güçlükleri çözemediğinde, eşlerden birindeki ya da her ikisindeki sıkıntının başlangıcının açıkça evlilikle ilgili olaylarla bağlantısı olduğunda ve çatışmadaki bir çift evlilik terapisi istediğinde eş terapisi düşünülür. Eşler arasındaki iletişim sorunları, evlilik terapisi için en önemli nedendir. Böyle durumlarda eşlerden biri diğeri tarafından sindirilebilir, diğerine düşünce ya da duygularını söylemeye çalışırken kaygılanabilir veya bilinçdışı beklentilerini diğerine yansıtabilir. Terapi, eşlerden her birinin diğerini gerçekçi bir şekilde görmesini kolaylaştırmaya yönlendirilir.

Çiftlerin cinsel yaşamı gibi bir ya da birkaç alandaki çatışma da tedavi endikasyonudur. Benzer biçimde, tatmin edici toplumsal, ekonomik, ebeveynlikle ilgili ya da emosyonel roller oluşturmak tedavi endikasyonudur. Terapist, tek başına bir sorunu çözmeye başlamadan önce evlilik ilişkisinin tüm yönlerini değerlendirmelidir, çünkü bu evlilikle ilgili yaygın bir bozukluğun bir belirtisi olabilir.

ÇİFTLERDE İŞLEV BOZUKLUĞU BELİRTİLERİNİN ORTAYA ÇIKTIĞI ALANLAR:

1. İş ve Ekonomik Konular: Paranın nasıl kazanılacağı ve nasıl harcanacağı ile ilgili netlikler olmaması, eşlerden birinin onaylamadığı biçimde başkalarına mali destek sağlaması (özellikle karı veya kocanın köken aldığı aileye) işlev bozukluklarına yol açmaktadır.

2. Ana-baba olma: Çocukların bakımını kimin üstleneceği, eğitimlerinin nasıl olacağı, disiplinlerinin nasıl sağlanacağı da tartışma konularındandır. Genellikle eşlerden birinin ebeveynlik işini tamamen üzerine aldığı ailelerde ya da bir tarafın bu konuları daha iyi bildiğini düşündüğü ailelerde bu ve benzeri yakınmalar daha sık olmaktadır.

3. Zaman ayırma ve iletişim: Eşlerin birbirlerine, çocuklarına, arkadaşlarına, akrabalarına ayırdıkları zamanın miktar ve kalitesi önemlidir. Birbirlerine yeterli zaman ayıramamaları, çift olmalarını engeller. Çiftlerin en sık yakındıkları konulardan biri “biz konuşamıyoruz” veya “artık konuşacak bir şey bulamıyoruz” olmaktadır.

4. Çekirdek aile olamamabu duruma hazır olmama: Ülkemizde giderek azalmasına karşın oldukça sık rastlanan bir durum eşlerden birinin, genelde de erkek olanın ailesiyle birlikte yaşamak ya da eşlerden birinin anne ya da babasıyla birlikte oturmaktır. “Sen onların sözünden çıkmazsın” “Bu evde benim konumun ne zaten” gibi cümleler suçlayıcı olarak tekrarlanır. Bunun biraz farklı şekli de bir süredir büyükleriyle yaşayıp sonradan kendilerine ev kuranların başbaşa kaldıklarında ilişkiyi yürütememeleri durumudur.

5. Cinsellik: Cinsel ilişkilerinin istenilen  sıklıkta, kalitede olmayışı, çiftlerden birinin ya da her ikisinin de doyuma ulaşamaması.

KONTRENDİKASYONLAR:

Evlilik terapisinin uygun olmadığı ya da yapılamayacağı durumlar arasında; ciddi psikoz biçimleri olan hastalar, özellikle de paranoid öğeleri olan  hastalar ve evliliğin homeostatik mekanizmasının psikoza karşı bir koruma teşkil ettiği kişiler, eşlerden birinin ya da her ikisinin gerçekten boşanmayı istediği ya da eşlerden birinin kaygı yada korku nedeniyle katılmayı reddettiği durumlar sayılabilir.

 

Kaynaklar:

1- Psychiatry in Türkiye / Doç. Dr. Asena Akdemir

2- Amerikan Uluslar Arası Newport Üniversitesi Davranış Bilimleri Bölümü / Nur Meriç

3- Evlilik Uyumu / Erbek, Beştepe, Akar, Eradamlar, Alpkan